Sosyal Medyanın İnsan İlişkileri Üzerindeki Etkisi

Sosyal medyayı hepimiz kullanıyoruz ancak sosyal medyanın insan ilişkileri üzerindeki etkisi nasıl oluyor? Daha da önemlisi, acaba bu etkilerin farkında mıyız? Bu konularda psikolog tavsiye ve önerilerine yer vereceğimiz bu yazımızda

Sosyal medya, fikirlerin, düşüncelerin ve yaşamdaki sevdiğimiz anların paylaşıldığı bir ortam. Bazense aslında önemsiz olan her türlü çer çöpün de paylaşıldığı bir çöp kutusu gibi. Öğle yemeğinde yediği peynirli makarnayla selfie çekip paylaşmak buna bir örnek olabilir. Öylesine, sıradan ve önemsizin paylaşılması da giderek yaygınlaşıyor.

Diğer yandan baktığımızda, normal hayatta söylemeyeceğimiz, bazen söylemekten çeşitli nedenlerden çekineceğimiz sözleri sosyal medyada çok rahat bir şekilde ve normal bir şey yapıyormuş edası ile söyleyebilmemiz insan ilişkileri üzerinde kalıcı etkiler bırakıyor.

Paylaşımlarımızın büyük bölümü anlamsız ve paylaşılmaya değer olmayan şeyler. “Bana ait olan önemlidir” bencilliğiyle bastırılmışın özgürleşmesi bir araya geldiğinde sonsuz bir anlamsızlık çıkıyor karşımıza. Esasen bugün Türkiye’de sosyal medya dendiğinde karşılaştığımız durum bundan ibaret.

Kendi normal yaşamında bir kez dahi fikrini paylaşma cesareti gösterememiş biri (belki de öylesi daha iyidir), sosyal medyayı keşfettiğinde, “tespit edilemeyeceği” düşüncesinin verdiği büyük cesareti hissederek, cesurca ünlü insanlara saldırmaya başlıyor. Saldırıya uğrayan bazen bir sanatçı iken, bazen bir şarkıcı, bazen toplumun geniş kesiminde saygı duyulan bir siyasetçi, bazen de ülkemizin ortak değerlerinden biri oluyor. Saldırgan, özellikle de tespit edilemeyeceğine inancı ve buradan aldığı engin cesaretiyle vicdansızca saldırıyor.

sosyal medyanın insan ilişkileri üzerindeki etkisi - sosyal medyanın zararları

Sosyal Medya Vicdansızlığı Nedir?

Sosyal medya vicdansızlığı, normal hayatta, normalde bir insanın vicdanının kabul etmeyeceği bir durumu ya da davranışı, sosyal medyadaki görünmezlik zırhına güvenerek kolaylıkla sergilemek olarak tanımlanabilir. Gerçek yaşamında herhangi bir görüşünü ifade etmekten korkan kişiler sosyal medyada çok cesur ve son derece cüretkar davranabiliyorlar. Bu cüretkar davranışlarının sebebi aslında cesaretten ziyade sosyal medya vicdansızlığıdır. Böyle düşünmemizin nedeni, sosyal medya vicdansızlarının suçlarını kabul etmemeleridir. Suçlu oldukları kanıtlandığında dahi hiç kimseye aldırış etmeden işledikleri suçu reddetmeleri ve pişkin davranmaları da sosyal medya ortamında hissettikleri ama aslında hiç varolmayan öz güvenleri ile ilgilidir.

Vicdansız benlikler sosyal medya ortamının yalancı cesaretiyle utanmaz bir hal alıyor. Büyükleri saymıyor, küçükleri sevmiyor. Ünlü bir kişiye “Çok şişmansın” diyerek saldırıyor vicdansız. Ünlü kişi ona karşılık verdiğinde ise “İnşallah çocuğun ölür” diyerek öldürücü darbesini indiriyor vicdansız.

Bu tip vicdansızlar, sosyal medyanın sanal dünyasında olduğundan daha da vicdansızlaşıyor. Klavyenin arkasına sığınan kabadayılar her türlü değeri, maddi ve manevi olan, insani olan ne varsa ayaklar altına alıyor.

Sosyal medya vicdansızları kadar gösteriş meraklılarıyla da adından söz ettirmeyi başarıyor. Lüks yaşamlar gözler önüne seriliyor, lüks yaşamın sınırsız zevk dünyasıyla övünüyor kimi zenginler. Bu türden bir lüksü aslında zenginlerin dahi büyük bölümü yaşamıyor, bu nedenle de bu tür lüks çılgınlıkları zengin fakir her kesimin dikkatini çekiyor. Evine ekmek götüremeyen yoksul da, zengin de lüksün sınır tanımadığı bu lükse hayranlık duyuyor ve böyle böyle insani değerlerden uzaklaşıp maddesel bir dünyanın hayallerini kuruyor insanlar. Dürüstlüğün fayda etmediği söyleniyor. Doğruluk karın doyurmuyor deniyor yüksek sesle verilen tüm mesajlarda. Bu yüksek sesli mesajların yanında “Dürüstlük ve doğruluk önemli insani erdemlerdir” mesajı duyulmuyor bile. Maddesel dünyanın zenginliklerine kavuşma hevesi ve kapitalist yaşam felsefesi tüm değerlerimizin üstüne gölgesini bırakıyor.

Gösteriş yapmaktan sıkılanlar şov yapıyor, şovdan sıkılanlar kızdırma-sataşma oyunu oynayıp diğer insanlara saldırarak hayatlarını anlamlı kılmaya çalışıyorlar.

Bencil, sosyal medyayı kendi paylaşımlarıyla, fikirleri ve fotoğraflarıyla doldurarak her tarafı işgal etmenin dayanılmaz zevkini yaşıyor. Yapılan yorumlar ve “like” lar, onun egosunu okşuyor.

Özellikle çocuklar ve gençler arasında başlayan sosyal medyadan takip arayışı, günümüzde diğer yaş gruplarını da ciddi anlamda etkisi altına almış durumda. Herkes kendi yaşıtlarıyla yarışa giriyor. Komşular yarışıyor, sınıf arkadaşları birbirini izleyip ne yaptığını öğrenme telaşına düşüyor. Halbuki herkesin kendi hayatını yaşadığı ve tüm bunların diğer insanları ilgilendirmediği gerçeği kimsenin ilgisini çekmiyor.

Sosyal Medyanın İnsan İlişkileri Üzerindeki Etkilerinden Bazıları

Sosyal medyada benliğindeki boşlukları doldurmaya çalışan, ya da başka türlü ifadesiyle onaylanma açlığı içinde olan ve bu açlığı bol bol beğeni ve güzel söz toplayarak gidermeye çalışan insanları görüyoruz. Bu insanlar bunu bir işe dönüştürüyorlar. Bazıları bu yaptıkları işten para da kazanıyor. “İnternet Fenomeni” kavramı da bu insanlar sayesinde oluşmuş durumda. İnternet fenomeni olmanın yolu ise sıra dışı olmaktan geçiyor. Ne kadar farklı iseniz, yeri geldiğinde diğerlerine en tuhaf ve aykırı gelen sözleri ne kadar söylüyorsanız internet fenomeni olma şansınız da o denli yükseliyor.

İnternette insanlar farklı ve uçuk bir yaşam sürdüklerini kanıtlama peşinde koşabiliyorlar. Herkesin ziyaret edebildiği bir müzeye yapılan ziyaret bir “İlk” olarak sunuluyor. “İlk kez ben gittim” dercesine, ya da yeni bir kıtanın keşfini gerçekleştiren kaşif edasıyla yapılıyor bu paylaşımlar. Bazen de tarihi bir mekanda, diğerlerinin hiç yapmadığı bir şeyi yapmanın en çok beğeniyi toplayacağı düşüncesiyle 1000 yıllık bir tarihi eserin kubbesinde tepiniyor insanlar. Şimdi bu aslen çoğumuzun karşı çıktığı, ancak sosyal medya ortamında bomba etkisi yaratarak beğeni alan, beğenilerin tepkiyi susturduğu bir davranış. Bu tür davranışlar devlet ya da yetkililerce müdahale edilmediğinde öyle tahmin ediyoruz ki bir tarihi eserin yıkılmasına kadar gidebilecek bir çılgınlık ve umursamazlık potansiyeline sahip, bu yönüyle de kültürel, insani ve toplumsal açıdan zararlı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir